“Dexter” şu an yayınlanan diziler içinde tartışmasız en farklı ve en kaliteli yapımlardan birisidir. Bu farkını alışılagelmedik ve bir o kadar da rahatsız edici jeneriğiyle dahi açıkça göstermektedir. Rahatsız ediciliği şüphesiz günlük hayatta yaptığımız işleri çok enteresan bir açıdan göstermesinden kaynaklanır, ama arka planda öyle eğlenceli bir müzik çalar ki, seyrettikleriniz size normal gelir, epey uzun bir jenerik olmasına rağmen de her hafta tamamını izletmeyi başarır.
Bir yanda gündüzleri Miami Polis departmanında Adli Tıp Kan Analiz Uzmanı olarak çalışan, iş arkadaşlarına donut dağıtan, sempatik, güler yüzlü, eğlenceli, herkes tarafından çok sevilen, güvenilir bir Dexter Morgan, diğer tarafta ise geceleri “Dark Passenger”a yenik düşen, içindeki öldürme arzusunu bastıramayan, hep bir av peşinde olan Dexter Morgan.
Dexter karakterini bu kadar sevdiren, devamlı onun tarafını tutmamıza neden olan en önemli unsur kesinlikle “içses”lerdir. Dexter tüm korkularını, endişelerini, öfkesini, intikam duygularını kısacası her şeyini paylaşıyor. Seyirci onunla bir bütün oluşturuyor ve aynı duyguları size hissettirmeyi başarıyor. Avının peşindeyken yarattığı gerilimi, bir avını kaçırdığında ya da planı tutmadığında yaşadığı öfkeyi, bir gün tüm bu yaptıklarını sevdikleri öğrenirse diye yaşadığı endişeyi hepiniz yaşıyorsunuz.
Birinci sezonda süper soğukkanlı ve acımasız biri iken ve bölüm başına bir av düşerken, sezonlar ilerledikçe bu sayının ne kadar azaldığına, Dexter’in olumlu anlamda nasıl değiştiğine sizler de yavaş yavaş tanık olacaksınız. İlk sezonlarda içses hep insanlar neden şunu yapar, neden böyle tepki verirler diye sorar, kendini onlardan biri gibi görmeyerek. İnsanların yaptığı bir sürü şeye anlam veremez, çünkü anlayamaz. Ama sezonlar ilerledikçe, Rita ve çocuklar hayatında daha çok yer alınca, evlenince ve çocuk sahibi olunca Dexter’ın değiştiğini ve bazı şeyleri anlamaya başladığını görüyoruz. Hatta dördüncü sezonun sonunda ailesiyle mutlu bir hayat sürmeye karar vermişken ve karanlık yolcusundan tamamen kurtulabileceğine kendini yürekten hazırlamışken, herkesi şok eden ve bir o kadar da üzüntüye boğan, boğazımızda bir düğüm bırakan, bu da yapılır mı dedirten finaliyle şimdi ne olacak sorusunu sordurtmuştur.
Dizinin şu ana kadar yayınlanan dört sezonunu karşılaştırmak gerekirse dördüncü sezon açık ara en iyisidir. Bunu az bir farkla birinci sezon takip eder. İkinci ve üçüncü sezonlar ise normal seviyededir. Zaten dördüncü sezon Michael C. Hall ve John Lithgow’un müthiş performansları sayesinde aldıkları iki altın küre ödülü ile kalitesini tescillemiştir.
Bir yanda gündüzleri Miami Polis departmanında Adli Tıp Kan Analiz Uzmanı olarak çalışan, iş arkadaşlarına donut dağıtan, sempatik, güler yüzlü, eğlenceli, herkes tarafından çok sevilen, güvenilir bir Dexter Morgan, diğer tarafta ise geceleri “Dark Passenger”a yenik düşen, içindeki öldürme arzusunu bastıramayan, hep bir av peşinde olan Dexter Morgan.
Dexter karakterini bu kadar sevdiren, devamlı onun tarafını tutmamıza neden olan en önemli unsur kesinlikle “içses”lerdir. Dexter tüm korkularını, endişelerini, öfkesini, intikam duygularını kısacası her şeyini paylaşıyor. Seyirci onunla bir bütün oluşturuyor ve aynı duyguları size hissettirmeyi başarıyor. Avının peşindeyken yarattığı gerilimi, bir avını kaçırdığında ya da planı tutmadığında yaşadığı öfkeyi, bir gün tüm bu yaptıklarını sevdikleri öğrenirse diye yaşadığı endişeyi hepiniz yaşıyorsunuz.
Birinci sezonda süper soğukkanlı ve acımasız biri iken ve bölüm başına bir av düşerken, sezonlar ilerledikçe bu sayının ne kadar azaldığına, Dexter’in olumlu anlamda nasıl değiştiğine sizler de yavaş yavaş tanık olacaksınız. İlk sezonlarda içses hep insanlar neden şunu yapar, neden böyle tepki verirler diye sorar, kendini onlardan biri gibi görmeyerek. İnsanların yaptığı bir sürü şeye anlam veremez, çünkü anlayamaz. Ama sezonlar ilerledikçe, Rita ve çocuklar hayatında daha çok yer alınca, evlenince ve çocuk sahibi olunca Dexter’ın değiştiğini ve bazı şeyleri anlamaya başladığını görüyoruz. Hatta dördüncü sezonun sonunda ailesiyle mutlu bir hayat sürmeye karar vermişken ve karanlık yolcusundan tamamen kurtulabileceğine kendini yürekten hazırlamışken, herkesi şok eden ve bir o kadar da üzüntüye boğan, boğazımızda bir düğüm bırakan, bu da yapılır mı dedirten finaliyle şimdi ne olacak sorusunu sordurtmuştur.
Dizinin şu ana kadar yayınlanan dört sezonunu karşılaştırmak gerekirse dördüncü sezon açık ara en iyisidir. Bunu az bir farkla birinci sezon takip eder. İkinci ve üçüncü sezonlar ise normal seviyededir. Zaten dördüncü sezon Michael C. Hall ve John Lithgow’un müthiş performansları sayesinde aldıkları iki altın küre ödülü ile kalitesini tescillemiştir.
Bakalım Eylül’de beşinci sezonu ile izleyicisiyle buluşacak olan “Dexter Morgan” eskisinden de korkunç Dark Passenger’e geri mi dönecek yoksa oğlunun kaderinin de aynı olmaması için Dark Passenger ile olan savaşına devam mı edecek?

son sezonun son anlarını önceden bana izletmene rağmen, bayılarak izlediğim bir dizi kazandırmış oldun bana =)
YanıtlaSilamaaa ben en çok house hakkındaki yazını merak ediyorum şimdiden söyleyeyim =)))
Son sezonu izlemedigim icin son iki paragrafi okumadim, ama oncekiler cok guzel olmus. Ellerine saglik :))
YanıtlaSilÖncelikle teşekkür ederim. Entourage ile olan yazıyı hemencecik yazıvermiştim. Ama Dexter gibi ağır bir drama dizisini yazmak kolay olmadı. House ile ilgili elbette yazacağım, ama öyle kişilik analizi gerektiren yazıları yazmak azıcık zor :)
YanıtlaSilDexter'ın yeri bambaşka. Yazı için teşekkürler.
YanıtlaSil