8 Şubat 2010 Pazartesi

Fringe

Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gondor Vekilharcı Denethor’u sevimli, masum, çocuksu, bir o kadar da kırılgan bir karakterde, ama her şeyden önce dahi bir bilim adamı olarak izleyeceğinizi ve ne kadar çok seveceğinizi düşünür müydünüz? Bilimin sınırları nelerdir, yoksa gerçekten bir sınır var mıdır? Hep bilim kurgu dizilerinde gördüğümüz akıl almaz şeylerin bir de bilimle açıklanmasına ne dersiniz? “Impossible is nothing” modunda bir dizi izlemeye hazır olun.


Fringe, Alias ve Lost’tan sonra J.J. Abrams’ın yapımcılığını ve senaristliğini üstlendiği yeni dizisi. Dizinin ismi fringe science kavramından yani sınır bilimden geliyor. Dizide Fringe FBI’a bağlı olarak çalışan sıra dışı olayları inceleyen bir birimin adıdır. Dizideki olaylar çoğunlukla Boston Massachusetts’te geçmektedir.

Walter Bishop (John Noble) ve William Bell (Leonard Nimoy) Harvard Üniversitesi mezunu, fringe bilimi adı altında yüksek teknolojili gizli devlet projelerinde çalışmış iki bilim adamıdır. 17 yıl önce yaşanan bir laboratuar kazasında bir asistanın hayatını kaybetmesinden dolayı, Dr. Bishop suçlanmış, bunlar neticesinde ciddi psikolojik rahatsızlar geçirmiş, ailesi dağılmış ve yıllarca akıl hastanesinde yatmıştır. W. Bell ise Massive Dynamics adında dünyanın en büyük şirketlerinden birini kurmuş ve kayıplara karışmıştır. Günümüzde sıra dışı olayların yaşanmaya başlaması ve bunların hep bir şekilde yıllar önce yapılan araştırmalarla bağlantılı olması sonucunda W. Bishop, onun kadar olmasa da yeterince dahi oğlu Peter Bishop (Joshua Jackson) ve onların koruyucu meleği FBI ajanı Olivia Dunham (Anna Torv) tüm bu olayları araştırmaya başlarlar. O. Dunham dizinin kilit karakteridir, zira biraz sonra bahsedeceğim paralel evrenler arasında geçiş yapabilmiş bir kişidir kendisi.



Dizide sık sık bahsedilen, gerçekleşmesi iyice yaklaşan bir savaş var. Paralel evrenlerin savaşı. Lost ile birlikte insanları iyice allak bullak eden bu teorilere şimdilik Fringe’in bakış açısı anlaşılabilirliği üzerine insanları memnun eder yönde. Dizide savunulan konu, yaklaşan savaşta sadece bir paralel evrenin sağ çıkabileceği, diğerinin ise tamamen yok olacağı.

Şu ana kadar 35 bölüm yayınlanmasına karşın bunlardan maalesef maksimum 10 tanesi ana hikâye ile ilgilidir. Geri kalanı ana hikâyeden bağımsız-doldurma bölümlerdir. Ama söylemek de fayda var. Ana hikâye ile ilgili olan bölümlerde o kadar sağlam bir kurgu oluyor ki, “E tüm bölümleri böyle yapsanıza” diyip sinirleniyorsunuz. Fringe severlerin ortak noktada buluştuğu bir düşünce var, zira son bölüm de bunu gösterdi. Lost’un son sezonunda olmasından dolayı, yapımcılar ve senaristler tamamen bu diziye odaklanacak ve Fringe 3. sezonuyla bomba gibi gelecek. Artık doldurma bölümler olmayacak ve o beklediğimiz savaş, ana hikâye önümüze serilecek. (Bu arada 2.sezon daha bitmedi, 2 ay ara var, 8 bölümle geri gelecek)

Doldurma bölümleri izlerken sıkılmayın, çünkü “Heroes” gibi bir dizideki tüm yetenekleri size bilimle öyle bir açıklıyorlar ki “Yok artık” diyip, var olabilirliğini sorgulamaya başlıyorsunuz. Fringe tavsiye edebileceğim bir dizi. Yukarıda bahsettiğim yeni fenomen olma konusuna ben de katılıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder