Soruyorlar bana “Masterdan sonra ne yapacaksın?” Hiç düşünmeden kısa ve tek kelimelik cevabımı veriyorum. “Doktora” En az dört sene daha üniversite koridorlarında olmak, 25-26 yaşında hala ödev yapıyor olmak, finallere giriyor olmak, deneylerle, araştırmalarla, projelerle uğraşmak, bazılarına göre çekilmez olabilir, ama amacım için bunlar gerekli. Sadece gerekli olduğu için mi yapacağım, hayır, severek ve de isteyerek yapacağım.
Yakın arkadaşlarım benim bir gün “akademisyen” olmayı ne kadar çok istediğimi bilir. Ben öğretmeyi seven bir insanım, hem de fazlasıyla. Liseyi bitirir bitirmez, üniversite hazırlıktayken başladım özel ders vermeye. İlk amaç tabi ki para kazanmaktı, ama ders verdikçe öğretmenin ve tabi ki de karşındaki kişinin öğrenmesinin ne kadar büyük bir mutluluk olduğunu anladım. 2 saatlik özel dersler hep 3 saati buldu, kimi zaman da aştı, ama iki tarafta halinden memnun ayrıldı hep. Ders o kadar zevkli geçiyordu ki, ne ben ne de öğrenci bitmesini istemiyorduk.
Lisans bitti, master başladı. Masterın ilk zamanlarında ödev ve projelerden başımızı kaldıramazken, okula zar zor giderken, 3 aylık bekleyişin sonunda asistan olmam hayatımda yaşadığım en büyük mutluluklardan biridir. Öğretmek artık benim bir mesleğim oluvermişti. Deneylere giriyor, hocanın uygun gördüğü saatlerde PS de yer alıyor, ve tüm bunlar içinde en güzeli “Hocam” diye çağırılıyordum. Küçük sınıflar neyse de, kendimden 2 yaş küçüklerin bile o şekilde hitap etmesi, saygı duyulması, bunlar paha biçilemez.
Peki, nedir beni bu yazıyı yazmaya iten sebep. Bugün üçüncü sınıfların tarih finali vardı. Bana da görevlendirme verilmişti. Gittim bir de ne göreyim? New Hall binasında kocaman bir anfi ve görevli asistan sadece ben. Daha önce anfilerde sınava girdiğim oldu, ama tahtanın oraya gidince, kendimi sahneye ilk defa çıkan bir tiyatrocu gibi hissettim. Alt tarafı bir gözetmenlikti, ama sahnenin karşısında değil, direk üzerinde olmanın verdiği mutluluk, beni amacıma bir adım daha yaklaştırdı. Benim gerçekten istediğim buydu. İş mülakatlarında sorulan klişe soru vardır ya “Bundan 10 yıl sonra kendini nerede görüyorsun?” Cevap olarak da uzman, şef, müdür, patron derler (Bilmiyorum başka ne derler). Benim cevabım ise çok öneceden belliydi, bugün bulunduğum noktada başka bir sıfatla bulunmak.
Umarım doktora ve post-doc tan sonra, ben de bir gün sahneye çıkarım, ama asistan kimliğimle değil, akademisyen kimliğimle. Ve umarım o tiyatrocunun zamanında alkışladığı gibi, seyirciler de onu alkışlarlar…

